Bir İnsanı Önce Çok Sevip Sonra Neden Gözden Çıkarırız?
Bazı ilişkiler büyük bir hayranlıkla başlar.
Karşı taraf kusursuz görünür.
Onun yanında her şey daha anlamlı hissedilir.
Eksikleri görülmez.
Hataları önemsenmez.
Kişi adeta karşısındaki insanın büyüsüne kapılmış gibidir.
Ancak bazen aynı ilişkinin ilerleyen dönemlerinde şaşırtıcı bir değişim yaşanır.
Daha önce hayranlık duyulan kişi bu kez yoğun bir hayal kırıklığının kaynağı hâline gelir.
Eskiden görmezden gelinen özellikler rahatsız etmeye başlar.
Küçük kusurlar büyür.
Hayranlık yerini öfkeye bırakabilir.
Peki nasıl olur da bir insan kısa süre içerisinde hem kusursuz hem de değersiz olarak algılanabilir?
Psikodinamik kuram içerisinde bu durum uzun yıllardır ele alınan bir meseledir.
İnsan zihni özellikle yoğun duygular altında çalışırken karmaşık gerçeklikleri her zaman olduğu gibi algılayamayabilir. Bazen insanlar ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak deneyimlenir.
Bu durumda kişinin hem olumlu hem de olumsuz özelliklerini aynı anda görmek zorlaşır.
Karşı taraf beklentileri karşıladığı sürece idealize edilir.
Ancak hayal kırıklığı ortaya çıktığında aynı kişi bu kez tamamen olumsuz özellikleriyle görülmeye başlanabilir.
Oysa gerçek ilişkiler bu iki uç noktanın arasında yer alır.
Hiç kimse tamamen kusursuz değildir.
Hiç kimse tamamen değersiz de değildir.
Yakın ilişkiler olgunlaştıkça insanlar karşılarındaki kişinin hem güçlü hem de zayıf yönlerini birlikte görebilmeye başlarlar.
Belki de ilişkileri sürdürülebilir kılan şey tam olarak budur.
Bir insanı idealize etmeden sevebilmek.
Hayal kırıklığı yaşandığında onu tamamen gözden çıkarmadan ilişki kurabilmek.
Belki de önemli soru şudur:
Karşınızdaki insan gerçekten değişti mi, yoksa ona baktığınız yer mi değişti?
— Klinik Psikolog Baran Şeker