İnsan Neden Bazen Kendi Hayatının Seyircisi Gibi Hisseder?
Bazı dönemlerde insan yaşamın içerisinde aktif olarak yer alıyormuş gibi hisseder.
Kararlar alır.
İster.
Merak eder.
Üzülür.
Heyecanlanır.
Yaşadığını hisseder.
Ancak bazen farklı bir deneyim ortaya çıkar.
Kişi günlük hayatına devam etmektedir.
Sabah kalkar.
İşe gider.
İnsanlarla görüşür.
Sorumluluklarını yerine getirir.
Fakat bütün bunları yaparken sanki kendisiyle yaşamı arasında görünmez bir mesafe vardır.
Her şey olmaktadır.
Ama kişi gerçekten orada değildir.
Sanki kendi hayatını uzaktan izliyordur.
Bu deneyim birçok insanın düşündüğünden daha yaygındır.
Çünkü insan yalnızca olaylarla değil, olaylara duygusal olarak ne kadar temas edebildiğiyle de yaşar.
Bazen kişi uzun süre boyunca yalnızca işlev göstermeye başlar.
Yapılması gerekenleri yapar.
Beklenenleri karşılar.
Sorumluluklarını yerine getirir.
Fakat ne istediğiyle, ne hissettiğiyle ve neye ihtiyaç duyduğuyla ilişkisi zayıflamaya başlar.
Bu durumda yaşam devam eder.
Ama canlılık hissi azalır.
Psikanalist Donald Winnicott, insanın bazen dış dünyanın beklentilerine uyum sağlarken kendi spontanlığından uzaklaşabileceğini belirtmiştir.
Böyle anlarda kişi yaşamını sürdürür.
Ama yaşamın öznesi olmaktan çok, izleyicisi gibi hissedebilir.
Çünkü insan yalnızca var olarak değil, kendisi olarak var olarak yaşar.
Bu nedenle bazen sorun hayatın kötü gitmesi değildir.
Sorun, kişinin kendi deneyimlerine yabancılaşması olabilir.
Belki de önemli soru şudur:
Uzun zamandır hayatınızı mı yaşıyorsunuz, yoksa yalnızca sürdürmeye mi çalışıyorsunuz?
— Klinik Psikolog Baran Şeker
Kaynakça
Winnicott, D. W. (1960). Ego Distortion in Terms of True and False Self.
Winnicott, D. W. (1965). The Maturational Processes and the Facilitating Environment.
Bollas, C. (1987). The Shadow of the Object.