İnsan Neden Kendisini Üzen Şeylerden Vazgeçmekte Zorlanır?
Dışarıdan bakıldığında bazı kararlar oldukça basit görünür.
Sizi mutsuz eden bir ilişki varsa bitirin.
Size iyi gelmeyen bir iş varsa bırakın.
Sürekli aynı hayal kırıklığını yaşatan insanlardan uzaklaşın.
Bunlar kulağa mantıklı gelir.
Ancak insan ruhsallığı her zaman mantıkla işlemez.
Bu nedenle bazı insanlar kendilerini üzen ilişkilerin içerisinde kalmaya devam ederler.
Bazıları yıllarca aynı çatışmaları yaşar.
Bazıları umut etmeyi bırakmaz.
Bazıları ise çoktan sona ermiş bir şeyin zihinsel olarak içinde yaşamayı sürdürür.
Peki neden?
Çünkü vazgeçmek her zaman bir şeyden uzaklaşmak değildir.
Bazen bir ihtimalden vazgeçmektir.
Bir arzudan.
Bir beklentiden.
Bir gün gerçekleşeceğine inanılan bir şeyden...
İnsan çoğu zaman yaşadığı şeyle değil, yaşamasını umduğu şeyle ilişki kurar.
Bu nedenle bazı ilişkiler oldukları hâlleriyle değil, olabilecekleri hâlleriyle sürdürülür.
Kişi karşısındaki insanı değil, onun değişeceği umudunu sevebilir.
Bugünü değil, geleceği bekliyor olabilir.
Tam da bu nedenle vazgeçmek zorlaşır.
Çünkü vazgeçilen şey yalnızca mevcut durum değildir.
Aynı zamanda geleceğe dair kurulmuş bir hikâyedir.
Psikanalitik düşünce içerisinde insanın yalnızca gerçeklikle değil, arzularıyla da yaşadığı kabul edilir.
Bu nedenle bazı kayıplar yalnızca kayıp değildir.
Aynı zamanda belirli bir fantezinin sonudur.
Ve çoğu zaman yas tutulan şey yalnızca kaybedilen kişi değil, onunla birlikte kaybedilen ihtimaldir.
Belki de bu nedenle bazı insanlar gitmesine rağmen içimizde yaşamaya devam eder.
Belki de bu nedenle bazı ilişkiler bittikten sonra bile bitmez.
Belki de önemli soru şudur:
Gerçekten vazgeçemediğiniz şey o insan mı, yoksa onun bir gün vereceğini umduğunuz şey mi?
— Klinik Psikolog Baran Şeker
Kaynakça
Freud, S. (1917). Mourning and Melancholia.
Leader, D. (2008). The New Black: Mourning, Melancholia and Depression.
Lacan, J. (1977). Écrits: A Selection.
McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic Diagnosis.