Neden Sürekli Kendimi Başkalarıyla Kıyaslıyorum?
Bir arkadaşınızın kariyerinde ilerlediğini görmek, bir tanıdığınızın evlendiğini öğrenmek, sosyal medyada başkalarının başarılarına denk gelmek...
Bu tür durumlarda birçok insan zaman zaman kendisini başkalarıyla kıyaslar. Ancak bazı kişiler için bu karşılaştırmalar geçici düşünceler olmaktan çıkar ve günlük yaşamın önemli bir parçası hâline gelir. Ne elde etmiş olurlarsa olsunlar, her zaman kendilerinden daha başarılı, daha mutlu, daha güzel, daha güçlü ya da daha yeterli görünen birileri vardır.
Bu nedenle elde edilen başarılar uzun süre tatmin yaratmayabilir. Kişi bir hedefe ulaştığında kısa süreli bir rahatlama hisseder; ancak bir süre sonra dikkati yeniden eksik olduğunu düşündüğü alanlara yönelir.
Peki neden bazı insanlar kendilerini sürekli başkalarıyla kıyaslar?
Bu soruya verilebilecek ilk cevap, insanın toplumsal bir varlık olmasıdır. Kim olduğumuzu, nasıl göründüğümüzü ve nerede durduğumuzu anlamaya çalışırken çevremizdeki insanları referans almamız doğaldır. Ancak kıyaslamanın sürekli hâle gelmesi çoğu zaman daha derin bir meseleye işaret eder.
Psikanalitik düşünceye göre kişinin kendisiyle kurduğu ilişki, yaşamının erken dönemlerinden itibaren şekillenmeye başlar. Kendimizi nasıl değerlendirdiğimiz, ne kadar değerli hissettiğimiz ve eksikliklerimize nasıl yaklaştığımız yalnızca bugünkü koşulların sonucu değildir.
Bazı insanlar çocukluklarından itibaren yüksek beklentilerle büyüyebilirler. Başarılarının takdir edildiği ancak duygularının yeterince görülmediği bir ortamda yetişmiş olabilirler. Bazıları ise sürekli eleştirilmiş ya da başkalarıyla karşılaştırılmış olabilir. Böyle durumlarda kişi zamanla kendi değerini içeriden hissetmek yerine dışarıdan ölçmeye başlayabilir.
Bu nedenle kıyaslama yalnızca başkalarına bakmak değildir. Aynı zamanda kişinin kendi değeri hakkında bir sonuca ulaşmaya çalışmasıdır.
Sosyal medya bu süreci daha görünür hâle getirmiştir. İnsanlar artık yalnızca yakın çevreleriyle değil, yüzlerce hatta binlerce kişiyle kendilerini karşılaştırabilmektedir. Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir nokta vardır: İnsanlar başkalarının hayatlarının tamamını değil, çoğunlukla görmek istedikleri kısmını paylaşırlar.
Buna rağmen kişi kendi hayatının bütününü, başkasının seçilmiş görüntüleriyle karşılaştırabilir. Sonuç ise çoğu zaman yetersizlik hissi olur.
Sürekli kıyaslama yapmak yalnızca özgüven meselesi değildir. Bazen kişinin kendisine yönelttiği bakışın ne kadar sert olduğu ile de ilgilidir. Bazı insanlar kendilerini değerlendirirken anlayışlı davranabilirken, bazıları en küçük eksikliklerini bile yoğun biçimde eleştirebilir.
Bu nedenle kıyaslamanın altında yalnızca başkalarına duyulan ilgi değil, kişinin kendisine karşı geliştirdiği tutum da bulunur.
Belki de önemli soru şudur:
Başkalarıyla yarışıyor musunuz, yoksa uzun zamandır kendi içinizde taşıdığınız bir yetersizlik duygusundan mı uzaklaşmaya çalışıyorsunuz?
Klinik Psikolog Baran Şeker
Kaynakça
McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic Diagnosis: Understanding Personality Structure in the Clinical Process (2nd ed.). Guilford Press.
Horney, K. (1950). Neurosis and Human Growth: The Struggle Toward Self-Realization. W. W. Norton.
Winnicott, D. W. (1965). The Maturational Processes and the Facilitating Environment. Hogarth Press.
Kohut, H. (1971). The Analysis of the Self. International Universities Press.
Lacan, J. (2006). Écrits (B. Fink, Trans.). W. W. Norton. (Original work published 1966).