Sevilen Kişinin Ruhsal Temsili Üzerine
İnsan Kendi İsteğinden Korkar Mı?
Birini
sevdiğimizde yalnızca onunla bir ilişki kurmayız. Onun içimizde bıraktığı hâlle
de bir ilişki kurarız. Bazen bir bakışı, bazen söylediği bir cümle, bazen de
onun yanındayken kendimizi nasıl hissettiğimiz içimizde kalır. Bu yüzden bir
insan hayatımızdan çıktığında, onunla kurduğumuz ilişki aynı anda sona ermez.
Psikanalizde
sevilen kişinin içimizdeki bu hâlinden “nesne temsili” olarak söz edilir.
Buradaki nesne bir eşya değil, duygusal olarak bağlandığımız kişidir. Fakat
içimizde taşıdığımız kişi, dışarıdaki kişinin birebir kopyası değildir. Ona
geçmişimiz, beklentilerimiz, korkularımız ve ondan almak istediklerimiz de
karışır. Aynı insanın birinin dünyasında güven veren, diğerinin dünyasında
sürekli kaybedilecek biri olarak yaşaması biraz da bununla ilgilidir.
Belki de bu
nedenle bazı insanları oldukları hâlleriyle değil, bizde karşılık geldikleri
yer üzerinden severiz. Bize çocukken eksik kalan bir şeyi vereceklerini
düşünürüz. Yanlarında daha değerli, daha canlı ya da daha bütün hissederiz.
Sonra ilişki bittiğinde yalnızca o kişiyi değil, onun yanındayken olduğumuz
kişiyi de kaybederiz.
Ayrılıktan
sonra zihinde sürdürülen konuşmalar bu yüzden şaşırtıcı değildir.
Söylenemeyenler söylenir, verilemeyen cevaplar verilir, geri dönerse ne olacağı
düşünülür. Dışarıdaki kişi gitmiştir ama içerideki kişi hâlâ oradadır. Hatta
bazen gerçek kişiden daha fazla yer kaplamaya başlar.
Freud,
kaybedilen kişinin benliğin içinde nasıl yaşamaya devam ettiğini şu cümleyle
anlatır: “Böylece nesnenin gölgesi benliğin üzerine düştü” (Freud, 1917/1957,
s. 249; çeviri bana aittir). Bu cümle yalnızca özlemi anlatmaz. Kaybettiğimiz
kişiye duyduğumuz sevginin, öfkenin ve kırgınlığın benliğin içine dönmesini de
anlatır. Ayrılığın ardından kişi bazen “Beni bıraktı” demekle kalmaz; farkında
olmadan “Ben bırakılacak biriyim” diye düşünmeye başlar. Ötekiyle ilgili bir
kayıp, kendilikle ilgili bir yaraya dönüşür.
Melanie
Klein, yas sürecini yalnızca dışarıdaki kişinin yokluğunu kabul etmek olarak
görmez. Kayıpla birlikte iç dünyadaki iyi ve güven veren kişilerin de
sarsıldığını, yasın bunları yeniden kurma çabası taşıdığını söyler (Klein,
1940). Bu nedenle her ayrılık yalnızca bugüne ait değildir. Bazı ayrılıklar,
daha önce kaybedilmiş ama yası tutulamamış kişileri de beraberinde getirir.
Verilen tepkinin yaşanan ilişkiye göre “fazla” görünmesi bazen bundandır.
İnsan her
zaman kendisine iyi gelen kişiye bağlanmaz. Bazen kendisine tanıdık gelen
ilişkiye bağlanır. Fairbairn’in insanı haz arayan bir varlıktan önce ilişki
arayan bir varlık olarak düşünmesi burada önemlidir (Fairbairn, 1952).
Çocuklukta sevgi beklemekle hayal kırıklığına uğramak birbirine bağlandıysa,
yetişkinlikte de sevgi biraz beklemek, belirsizlik ve eksiklik üzerinden
yaşanabilir. Kişi yeni bir insanı severken eski bir ilişkinin duygusunu tekrar
ediyor olabilir.
Bu yüzden
“Onu mu özlüyorum, onun yanındaki kendimi mi?” sorusunun cevabı kolay değildir.
Çoğu zaman ikisi birbirine karışmıştır. Sevilen kişi, kendimizle kuramadığımız
bir ilişkiyi bir süreliğine bizim adımıza taşımış olabilir. Bizi görülür,
arzulanır ya da önemli hissettirmiştir. O gidince yalnızca onun yokluğu değil,
kendimize ulaşmamızı sağlayan bir yolun yokluğu da hissedilir.
Birinden
ayrılmak, onu tamamen unutmak değildir. İçimizde taşıdığımız kişiyle gerçek
kişiyi birbirinden ayırabilmektir. Ona ait olanla kendi geçmişimize ait olanı
fark edebilmektir. Belki yas tam da burada başlar: Sevilen kişiyi içimizden
silmekte değil, onun içimizde kapladığı yeri yeniden düzenlemekte.
Klinik
Psikolog Baran Şeker
Kaynakça
Fairbairn,
W. R. D. (1952). Psychoanalytic studies of the personality. Tavistock
Publications.
Freud, S.
(1957). Mourning and melancholia. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The
standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol.
14, pp. 243–258). Hogarth Press. (Original work published 1917)
Klein, M.
(1940). Mourning and its relation to manic-depressive states. The
International Journal of Psycho-Analysis, 21, 125–153.