0530 711 71 64 psikologbaranseker@gmail.com
Cumhuriyet Mh. Tavukçu Fethi Sk. 28/5 Şişli / İstanbul

Sevilen Kişinin Ruhsal Temsili Üzerine

  • Ana Sayfa
  • Sevilen Kişinin Ruhsal Temsili Üzerine

Sevilen Kişinin Ruhsal Temsili Üzerine

Sevilen Kişinin Ruhsal Temsili Üzerine

İnsan Kendi İsteğinden Korkar Mı?



Birini sevdiğimizde yalnızca onunla bir ilişki kurmayız. Onun içimizde bıraktığı hâlle de bir ilişki kurarız. Bazen bir bakışı, bazen söylediği bir cümle, bazen de onun yanındayken kendimizi nasıl hissettiğimiz içimizde kalır. Bu yüzden bir insan hayatımızdan çıktığında, onunla kurduğumuz ilişki aynı anda sona ermez.

Psikanalizde sevilen kişinin içimizdeki bu hâlinden “nesne temsili” olarak söz edilir. Buradaki nesne bir eşya değil, duygusal olarak bağlandığımız kişidir. Fakat içimizde taşıdığımız kişi, dışarıdaki kişinin birebir kopyası değildir. Ona geçmişimiz, beklentilerimiz, korkularımız ve ondan almak istediklerimiz de karışır. Aynı insanın birinin dünyasında güven veren, diğerinin dünyasında sürekli kaybedilecek biri olarak yaşaması biraz da bununla ilgilidir.

Belki de bu nedenle bazı insanları oldukları hâlleriyle değil, bizde karşılık geldikleri yer üzerinden severiz. Bize çocukken eksik kalan bir şeyi vereceklerini düşünürüz. Yanlarında daha değerli, daha canlı ya da daha bütün hissederiz. Sonra ilişki bittiğinde yalnızca o kişiyi değil, onun yanındayken olduğumuz kişiyi de kaybederiz.

Ayrılıktan sonra zihinde sürdürülen konuşmalar bu yüzden şaşırtıcı değildir. Söylenemeyenler söylenir, verilemeyen cevaplar verilir, geri dönerse ne olacağı düşünülür. Dışarıdaki kişi gitmiştir ama içerideki kişi hâlâ oradadır. Hatta bazen gerçek kişiden daha fazla yer kaplamaya başlar.

Freud, kaybedilen kişinin benliğin içinde nasıl yaşamaya devam ettiğini şu cümleyle anlatır: “Böylece nesnenin gölgesi benliğin üzerine düştü” (Freud, 1917/1957, s. 249; çeviri bana aittir). Bu cümle yalnızca özlemi anlatmaz. Kaybettiğimiz kişiye duyduğumuz sevginin, öfkenin ve kırgınlığın benliğin içine dönmesini de anlatır. Ayrılığın ardından kişi bazen “Beni bıraktı” demekle kalmaz; farkında olmadan “Ben bırakılacak biriyim” diye düşünmeye başlar. Ötekiyle ilgili bir kayıp, kendilikle ilgili bir yaraya dönüşür.

Melanie Klein, yas sürecini yalnızca dışarıdaki kişinin yokluğunu kabul etmek olarak görmez. Kayıpla birlikte iç dünyadaki iyi ve güven veren kişilerin de sarsıldığını, yasın bunları yeniden kurma çabası taşıdığını söyler (Klein, 1940). Bu nedenle her ayrılık yalnızca bugüne ait değildir. Bazı ayrılıklar, daha önce kaybedilmiş ama yası tutulamamış kişileri de beraberinde getirir. Verilen tepkinin yaşanan ilişkiye göre “fazla” görünmesi bazen bundandır.

İnsan her zaman kendisine iyi gelen kişiye bağlanmaz. Bazen kendisine tanıdık gelen ilişkiye bağlanır. Fairbairn’in insanı haz arayan bir varlıktan önce ilişki arayan bir varlık olarak düşünmesi burada önemlidir (Fairbairn, 1952). Çocuklukta sevgi beklemekle hayal kırıklığına uğramak birbirine bağlandıysa, yetişkinlikte de sevgi biraz beklemek, belirsizlik ve eksiklik üzerinden yaşanabilir. Kişi yeni bir insanı severken eski bir ilişkinin duygusunu tekrar ediyor olabilir.

Bu yüzden “Onu mu özlüyorum, onun yanındaki kendimi mi?” sorusunun cevabı kolay değildir. Çoğu zaman ikisi birbirine karışmıştır. Sevilen kişi, kendimizle kuramadığımız bir ilişkiyi bir süreliğine bizim adımıza taşımış olabilir. Bizi görülür, arzulanır ya da önemli hissettirmiştir. O gidince yalnızca onun yokluğu değil, kendimize ulaşmamızı sağlayan bir yolun yokluğu da hissedilir.

Birinden ayrılmak, onu tamamen unutmak değildir. İçimizde taşıdığımız kişiyle gerçek kişiyi birbirinden ayırabilmektir. Ona ait olanla kendi geçmişimize ait olanı fark edebilmektir. Belki yas tam da burada başlar: Sevilen kişiyi içimizden silmekte değil, onun içimizde kapladığı yeri yeniden düzenlemekte.

Klinik Psikolog Baran Şeker

Kaynakça

Fairbairn, W. R. D. (1952). Psychoanalytic studies of the personality. Tavistock Publications.

Freud, S. (1957). Mourning and melancholia. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 14, pp. 243–258). Hogarth Press. (Original work published 1917)

Klein, M. (1940). Mourning and its relation to manic-depressive states. The International Journal of Psycho-Analysis, 21, 125–153.